Merhabalar,
Size bu yazımda gerçekten rüya gibi bir şehir olan Venedik’i anlatmaya çalışacağım. Çalışacağım diyorum çünkü görmenizi tavsiye edeceğim büyülü bir şehir Venedik. Anlatılmaz yaşanır yani…
Kuzey İtalya’nın doğusunda, Adriyatik Denizi’nin kuzey kıyısında bulunan şehir, tarih boyunca Avrupa’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. Yaklaşık 118 adacık üzerinde kurulu. Bu adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve bunları birbirine bağlayan 400 köprü bulunuyor. Venedikliler Türkler ve Araplardan öğrendikleri sayı sistemi ile ticaret aritmatiğini üst seviyeye çıkarmışlar ve bu nedenle de tüm Avrupalı tacirler bu aritmatiği öğrenebilmek için Venedik’te açılan okullarda eğitim almış.

Venedik nüfusu tarihte 300.000 civarında iken bu gün 72.000’e düşmüş ve büyük bölümünü de yaşlı nüfus oluşturuyor. Bunun sebebi evlerin çökme tehlikesinde olması, buradaki evler her yıl 1 cm çöküyormuş. Yine de fiyatları çok pahalı, biz merak edip sorduk ve Grand Kanal’daki bir evin fiyatının 1 milyon € olduğunu öğrendik.
İnsanlar geçimlerini çoğunlukla turizmden kazanıyorlar. Avrupa’nın motorlu kara taşıtlarına izin verilmeyen tek büyük kenti olan Venedik’te bu güne kadarki turist rekoru da bir günde 150.000 kişiymiş. Tabi ki bu kadar turist ve her şeyin deniz yoluyla taşınması sonucu İtalya’nın en pahalı şehri de Venedik :)
Meydanda ve sokaklarda pek çok cafe ve restaurant var. Hatta bazılarında klasik müzik orkestrası da bulunuyor ve zaten kendimizi rüyada hisseden bizleri dünyadan tamamen uzaklaştırıyor. Tabi müzik olan saatlerde fiyatlar da artıyor.
Venedik’te cam sanatı da oldukça gelişmiş durumda, camdan yapılmış pek çok şey var, biblolar, hediyelik eşyalar vs. Venedik’in 2 adası olan Murano ve Burano adalarında cam sanatının yapıldığı, bu eşyaların üretildiği fabrikalar var. O kadar güzel işlenmiş ki cam, rengarenk bir gitar, kocaman biblolar dokunmaya kıyamıyor insan.
Grand Kanal
Venedik’e geldiğinizde öncelikle göreceğiniz yerlerden biri Grand Kanal. Bu kanal Venedik’in ana caddesi denilebilir. 4 km uzunluğunda, 30-70 metre genişliğinde, 5 metre derinliğindedir. Bu kanalda ulaşım vaporettolar ile sağlanıyor.
Tabi kanalda dolaşabilmek için gondol kiralamanız gerekiyor ve fiyatları gerçekten çok fahiş. Çok fazla talep olduğu için de pazarlığı umursamıyorlar bile. Tabi ki Venedik’e gelip de bu kanalda gezmeden, gondol pozu vermeden dönmek olmaz. Biz 4 kişi bir gondol kiraladık, zaten güzel bir gondol fotoğrafınız olsun istiyorsanız 4 kişiden fazla sayı olmaması gerekiyor. Biz 25 dakika için 100 € ödeme yaptık ama kesinlikle değerdi. Venedik, harikulade bir şehir. Bu kanalda gezerken de sanki başka bir dünyada başka bir boyutta hissediyor insan kendini.
Kapısı kanala açılan pek çok restaurant, cafe var. Kanalın sol tarafında San Marco, Cannaregio ve Castello, sol tarafında ise Dorsoduro, San Polo ve Santa Croce bölgeleri bulunuyor. 4 köprü var ve bunların en eskisi Rialto Köprüsü.
Rialto Köprüsü
Bu köprü Venedik kentinin en renkli mekanlarından biri. Hem köprü görevi yapıyor hem de bir alış veriş merkezi niteliği taşıyor. Rialto köprüsünün üzerinde, girişinde ve çıkışında birbirinden güzel cam eşyalar, maskeler, kuklalar, ayakkabı, çanta ve meyve sebzeden tutun da şekerleme ve çöreklere kadar satın alabilecek her şeyi bulabilirsiniz. Ayrıca bu köprüden Grand Kanal’ın büyüleyiciliğini de izleyebilirsiniz.
Son Nefes Köprüsü (Ponte Dei Sospiri)
Bu köprü İç Çekişler Köprüsü veya İşkence Köprüsü olarak da biliniyor. Düklük Sarayı ile Yeni Hapishane arasında kapalı olarak inşa edilmiş bir köprü. Adını 19. yüzyılda Lord Byron tarafından, buradan hapishaneye götürülen suçluların son defa Venedik’in güzelliklerine bakıp iç çekmelerinden almıştır. Yerel bir efsaneye göre de eğer aşıklar günbatımında Venedik’e özgü gondollardan birinde köprünün altında öpüşürlerse sonsuz aşkla kutsanır ve hayatlarının geri kalanı boyunca birbirlerine aşık olarak yaşarlarmış.
San Marco Meydanı
Şehrin turistler ve güvercinler tarafından en çok ziyaret edilen yeri bu meydan. Meydanın ilk göze çarpan özelliği görkemli San Marco Kilisesi. Bizans mimarisinin klasik örneklerinden biri olan bu kilisenin mimarı Domenico I Contarini.
Kilisenin ihtişamından kurtulabilir ve başınızı kaldırabilirseniz tam tepenizdeki Piazza San Marco saat kulesinde göreceksiniz. Piazza’nın kuzeyinde ise Torre dell’Orologio saat kulesi yer almaktadır. Tepesinde Arap ve Romen rakamları ile saatleri belirlenmiş, astrolojik bir saate sahip olan ve bu saate ellerindeki çekiçleri vuran iki bronz Mağribi figürü yer alıyor. Bir de halk arasındaki söylentiye göre de bu saati yapan kişi saat bittikten sonra kör edilmiş ki bir daha aynı saatten kimse için yapamasın.
Tarihi boyunca meydanın ünlü cafelerinin Goethe’den Verdi’ye, Thomas Mann’dan Hemingway’e kadar birçok ünlü ziyaretçisi olmuştur.
San Marco Meydanı’nın denize yakın olan iki tarafında, iki sütun bulunuyor. Sütunlardan birinde şehrin koruyucusu olan San Marco’yu temsil eden ve Venedik’in de sembolü hâline gelmiş bronz aslan heykeli; diğerinde ise, San Marco’dan önce şehrin koruyucusu olan Bizans Kraliçesi Theodora’nın heykeli bulunuyor. Venedik’e 1125 yılında getirilen bu sütunlar, şimdiki yerlerine 1172 yılında Rialto Köprüsü’nün mimarı olan Niccolo Starantonia tarafından dikilmiş.
San Marco Kilisesi (Basilica Cattedrale Patriarcale di San Marco)
Venedik Katedrali olarak da bilinen kilisenin yapımı; ilk olarak 828’de Mısır, İskenderiye’den getirilen St. Marco’ya ait röliklerin getirilmesiyle söz konusu olmuştur. Kutsal sayılan bu rölikler önce St. Theodoro Kilisesi’nde koruma altına alınır. Dük Giustiniano Partecipazio, Venedik ve St. Marco’ya yakışacak bir kilise yapılmasını ister ve bu isteği kardeşi tarafından proje hâline getirilir.
832 yılında biten inşaatın dekorasyonu, ancak bir yıl sonra tamamlanır. 976’da gerçekleşen ayaklanma sırasında, Dükler Sarayı yanarken kilise de zarar görür. Kilise yeniden restore edilir; ancak Dük Domenico Contarini, kilisenin güzel olmadığını düşündüğü için kiliseyi yıktırır. 1063’te yetenekli öğrencilere yeniden bir proje yaptırılır ve hayata geçirilen proje sonucunda kilise 1073’te tamamlanır.
Kilise Bizans mimarisinin özelliklerini taşımakla beraber, yapımında kullanılan parçalar nedeniyle Gotik, İslam ve Rönesans mimarilerine ait özelliklere de rastlamak mümkündür. Ayrıca, Bizans mozaikleri; daha sonradan Venedik’in zenginliğinin, gücünün bir göstergesi olarak yaldızlanmış ve Altın Kilise (Chiesa d’Oro) olarak da anılmaya başlanmıştır.
Kilisenin tam ortasında San Marco’nun vücudunun İstanbul’dan getirilişi ile ilgili resimler var. San Marco, rüyasında meleklerin kendisine mezarının Venedik’te olacağını söylediklerini anlatır diğer azizlere. Fakat İstanbul’da öldüğü için bedeni İstanbul’da tutulmakta ve başında da nöbetçiler bulunmaktadır. Azizler bu iş için birkaç kişi görevlendirirler. Bu adamlar da San Marco’nun bedenini nasıl kaçıracaklarını düşünürler ve akıllarına Müslümanların domuz eti sevmediği yemediği gelir. Bedeni bir sepet içine yerleştirirler ve üstünü de domuz eti ile kaplarlar, nöbetçiler sorduklarında domuz eti taşıdıklarını söylerler. Nöbetçiler de sepetin içine bile bakmadan gitmelerine izin verirler. Bu olay tam anlamıyla kilisenin duvarında resmedilmiş.
Dükler Sarayı (Palazzo Ducale)
San Marco Kilisesi’nin hemen yanında bulunan Dükler Sarayı, İtalyan Gotiği’nin önemli örneklerindendir. Tarihte deniz ticaretinde önemli bir yere sahip olan Venedik’e, gelenleri etkilemek için güç ve şöhret sembolü olarak yapılıp Venedik Düklerinin ikamet ve yönetim merkezi olmuştur.
Bir bölümü de hapishane olarak kullanılan sarayın yapımına 9. yüzyılda başlanmış, inşaatı ancak Rönesans döneminde tamamlanabilmiştir. Pembe ve beyazdan oluşan mermer ve taşların kullanıldığı ön cephesine, geometrik şekilli süslemeler de hoş bir görünüm kazandırır. Sarayın içi ise fresklerle süslenmiştir.
Sansovino Kütüphanesi (Libreria di San Marco)
San Marco Meydanı’nın batı tarafı boyunca uzanan kütüphane binası, Mimar Palladio’nun eseri. Nadir eserlerin bulunduğu oldukça zengin bir kütüphanedir ve Kardinal Bessarione tarafından oluşturulmuştur.
Yazımı burada bitirirken sizlere bu güzeller güzeli, bu büyülü, bu masalımsı şehri görmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Romeo ve Juliet’in yaşadığı şehir Verona, özellikle tatilcilerin etrafında kamp da yaptığı gölü ile Garda Gölü ve plajı, berrak denizi ile Je Solo’yu anlatacağım yazımla görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın.
Derya Tekelioğlu
View larger map
Facebook da Paylas


























